Rojda Demirer ropörtajı



ÖZEL HAYATINDA TUTKULU BİR AŞIK OLDUĞUNU SÖYLEYEN ROJDA DEMİRER…

‘Aşk, bir kimya meselesi’

Demirer: Benim aşık olmam için sebep gerekmiyor. Bu bence bir kimya uyuşması. Açıklaması yok! Karakterine aşık olmak gibi bir şey söz konusu değil

Adı Kürtçe’de ‘Güneşin doğuşu’ anlamına gelen Rojda Demirer, son dönemin gözde oyuncuları arasında yer alıyor. Babasını yedi yaşındayken kanserden kaybeden Demirer, annesi ve ablasıyla yaşadığını, hayattaki en büyük destekçilerinin de onlar olduğunu söylüyor. Şu sıralar ismini saklı tuttuğu pilates hocasıyla mutlu bir ilişkisi olduğunu belirten Demirer, “Benim aşık olmam için sebep gerekmiyor. Bence aşk tam bir kimya meselesi. Açıklaması yok! Karakterine aşık olmam gibi bir şey söz konusu olmadı. Kim olduğunu bilmeden kapılıp gittim, iyi bir insan çıkması benim için büyük bir şans oldu” diye konuşuyor.
- Özel hayatınızda nasıl birisisiniz? Duygusal mı davranırsınız, yoksa mantığınız sürekli devrede midir?
İkisini aynı anda yürütmeye çalışıyorum ama aşıksam duygularıma yenilip, mantıksız davranabiliyorum galiba… Mesela; sevdiğim adamı onun haberi olmadan bir yıl boyunca bekledim. Çok zor aşık olan bir insan olduğum için o duyguyu yakalamışken kendi kendime de olsa yaşıyorum, bekliyorum.
- Ve sonuç?
Dört aydır birlikteyiz.
- Peki nasıl birden bire oldu?
Onun kendi hayatıyla ilgili halletmesi gereken özel bir şeyler vardı. Özel olduğu için detaya girmek istemiyorum ama hayatında başka birisi vardı. Bu yüzden hep uzak durdum. Mantığım devredeydi ama duygularıma da yeniliyormuşum demek ki; onu sevip, ona belli etmeden sessizce beklemeye devam ettim.
- Bu istikrarlı aşkın sebebi ne? Nesinden bu kadar etkilendiniz?
Benim aşık olmam için sebep gerekmiyor. Bu bence bir kimya meselesi. Açıklaması yok! Zaten onu hiç tanımıyordum. Karakterine aşık olmam gibi bir şey söz konusu olmadı. Kim olduğunu bilmeden kapılıp gittim, iyi bir insan çıkması büyük bir şans oldu benim için.
- Nasıl tanıştınız?
O benim pilates hocam.
- İlk görüşte aşk mı?
Evet.
- İlk itiraf nasıl oldu?
Her ders bitiminde ‘Hadi hoşçakal’ diyerek ayrılıyorduk. Kalp çarpıntıları eşliğinde eve gidiyordum. Sonunda bir gün, ‘Bir şeyler yiyelim mi?’ dedi. Yemeğe çıktık. İkimizin de hisleri açıkça belliydi.
- Acaba ünlü olduğunuz için açılmaya çekiniyor muydu?
Duvarları olan bir insanımdır, o yüzden çekinmiş olabilir. Sonra beni tanıdıkça o dünyanın insanı olmadığımı anladı. Onu beklemem de önemli bir gösterge oldu. Yemeğe çıktığımız gün ilk tohumlar atıldı ama daha sonra koşullar uzaklaşmamıza neden oldu. Bir yıl sonra ilişkimiz başladı. Sanırım bu biraz da düşünce gücüyle oldu. Bir şeye çok inandığımda o şey gerçekleşiyor.
- Kendinizi evliliğe yakın hissediyor musunuz?
Evet! Artık evlilik zamanının geldiğini düşünüyorum.
- Teklif var mı yoksa?
Net bir teklif yok, aramızda konuşuyoruz.
- Hayalinizi süsleyen bir düğün karesi var mı?
Yakınlarımız arasında küçük bir tören olmasını, sonra da bir barı kapatıp arkadaşlarımızla eğlenmeyi planlıyoruz. Erkek arkadaşım aynı zamanda müzisyen. Onlar çalsın, biz de eğlenelim…
- Erkek arkadaşınıza sorsak en çok hangi özelliğinizi sevdiğini söyler?
Onu çok sevmemi sevdiğini söyler hep. ‘Beni sevgiye boğdun’ der. Hayattaki duruşumu, neşemi, enerjimi seviyor.
- Siz onun nesini seviyorsunuz?
Çok pozitif ve sıfır egolu bir insan. Bu kadar kendiyle barışık olmasını ve yaptığı her işte başarılı olmasını çok seviyorum.
- İlerisi için ne gibi hayalleriniz var? ‘Bir Oscar heykelciği de benim evimde olsa…’ dediğiniz oluyor mu?
İşimle ilgili çok büyük hırslarım yok. Tabii ki başarılı olmayı isterim. Zaten ablam bana yalancı bir Oscar heykelciği almıştı, ona bakıp düşünce gücü uygulaması yapıyorum! Ama şu aralar özel hayatım ön planda. Beş yıl önce Hollywood hayallerimden bahsediyordum ama şu anda hayalim; evlenip bir sahil kasabasında her şeyden uzak huzurlu bir hayat yaşamak dahi olabilir.
- Kendinizi güzel bulmuyormuşsunuz? Peki sizce güzel kadın nasıl olur?
İnsan kendini aynada göre göre kanıksıyor herhalde. Güzel bir kadın, çok klişe gelecek ama; içi güzel olan kadındır bence. Enerjisini çok sevdiğim insanları gerçekten güzel buluyorum.
- İyi kız rollerinden sıkıldığınızı söylemiştiniz. Hayalinizde ne tür bir rol var?
Masum bir yüzüm olduğu için bana hep benzer roller teklif ettiler. Ama bence bu masum yüzden hiç beklenmedik kötü bir karakterin çıkıvermesi çok daha ilginç olurdu. Audrey Tautou’nun ‘Seviyor, Sevmiyor’ diye bir filmi var. Filmin ilk yarısında kızı çok iyi zannederiz, ama ikinci yarıda kızın aslında şizofren olduğunu öğreniriz. İşte böyle şaşırtıcı bir rol oynamak istiyorum.
- En son hangi filmi izlediniz?
En son ‘Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi’ni izledim. Senaryosunu, oyunculukları ve makyajları çok beğendim. Ama biraz uzun buldum. En çok final sahnesinden etkilendiğimi de belirteyim.
- Sizi ne tür filmler etkiler?
Üzerinde birkaç gün düşündüğüm filmler genellikle beklemediğim şekilde sonlanan filmler oluyor. Gerilim filmlerini çok severim. Aslında izlerken içinde bulunduğum ruh haliyle de ilgili. Aşk acısı çekiyorsam aşk filmlerinden etkilenirim.
- ‘Melekler Korusun ‘dizisinin diğer dizilerinizden ayrı tuttuğunuz bir yönü var mı?
Çok ayıran bir özellik var diyemem ama bu dizide o kadar değerli insanlarla çalışıyoruz ki, herkesten bir şeyler kapabiliyorum. Bu anlamda kariyerime büyük katkıları oluyor. Aynı zamanda çok da keyifli bir ekiple birlikte çalışıyorum. Aile gibiyiz. Herkes birbirine çok bağlı. Çok farklı bir enerjimiz var.
- Bir dizi teklifi geldiğinde nelere bakarak karar verirsiniz?
Önce şirketine, sonra senaryoya, ardından da oyunculara bakarım.
- Hangi tür dizilere tahammül edemezsiniz?
Polisiyeler mesela. Haksızlık yapmak istemem, nasıl çalıştıklarını biliyorum. Ama 90 dakikalık bir dizi beş-altı günde çekiliyor. Gerçekçiliğin sağlanması için araştırma yapılması gerekiyor. Çok zor, çok şey gözden kaçabiliyor.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !